25.03.2016

Namazla müslüman olanlar

Thomas Arnold diyor ki; ”Şüphesiz müslümanın dini sürekli muhayyilesinde temessül eder.Günlük namazlarda bu din etkileyici huşulu ibadet yoluyla tecelli eder de,ibadet eden ve onu gören etkilenmeden bunu terk edemez.”

Piskopos Lufero şöyle diyor: ”Müslümanlar arasında ilk defa karşıdan bir kimsenin akidelerinin etkisiyle dehşete düşmemesi imkansızdır.Zira nerede olursan ol farketmez,bir cadde kenarında,bir tren istasyonunda veya bir tarlada onların inançlarının aksettiğini bulursun.Gözüne çarpanların çoğunu riyadan,gösterişten uzak bir şekilde huzur ve alçakgönüllülük içinde namazını sınırlı vaktinde eda etmekle meşgul görürsün.”

Meşhur Fransız flozofu Renan de mescidlerde ibadet eden müslümanlardan etkilenmiş ve şöyle
demiştir:”Beni oraya çeken sarsıcı bir meyil olmadan bir mescide hiç girmedim.Diğer bir ifadeyle ;”Her mescide girdiğimde mutlaka Müslüman olmadığımdan dolayı bana bir üzüntü isabet etmiştir.”

Bu görüntü İskenderiye’li bir yahudinin İslam’a girmesine sebep olmuştur. Kendisi bunu şöyle anlatıyor;”Ben şiddetli bir şekilde hasta idim.O esnada beni ürküten İslami bir ilan sesi duydum.Mescide giridiğimde Müslümanları namaz için melekler gibi saf tutmuş halde gördüm.İçimden bir ses;”İşte bu cemaat,peygamberlerin heber verdikleri cemaattir diyordu.Üzerinde siyah elbiseli bir hatip hutbeye çıkınca içime vicdani bir korku düştü.Hatip hutbesini şu ayeti okuyarak bitirdi;”Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri,fenalık ve azgınlığı da yasaklar.O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veiryor.(Nahl 90)

Namaz kılındıktan sonra bu manzara gözümde büyümeye başladı.Müslümanların saf tutuşu bana meleklerin saf tutuşu gibi geldi ve sanki ALLAH secdelerinde ve rukularında onlara tecelli ediyordu.İçimden gizli bir ses şöyle dedi; -Allah bütün asırlar boyunca israiloğullarına sadece iki kez hitap etmiş,bu cemaate ise her namaz vaktinde hitap etmektedir-Böylece ancak müslüman olmak için yaratılmış olduğumu anladım.

İşte Mısır’da Yahudilerin direği meşhur Zeki Arabi! O her mescid gördüğünde veya huşu içinde namaz kılan boyun eğerek dua eden birine gözü takıldığında İslam’a şevk duyardı.Kalbi kulaklarına giren,insanlar için bir olan Deyyan’a ibadet çağıran ezan kelimeleriyle genişledi.O anda nefsinde tereddütler ve sorular hissetti.Aklı her zaman şu soru ile meşgul idi;”Neden İslam ile kucaklaşmıyorum?’‘ Bu tehlikeli ses içinde yükseliyor ve derinlerine işliyordu.Onun bu kıssası 65 yaşında müslüman olduğunu ilan etmesine kadar sürdü…

İşte secde eden bir müslümanı gören bir Alman! Bu gördüğü hareket çok hoşuna gidiyor,o müslüman namazı bitirene kadar ona bakmaktan kendini alamıyor.Namaz bitince de önüne geçip bu hareketlerinin özelliklede secdelerin anlamını soruyor.Bunun üzerine müslüman,namazın anlamını,hikmetlerini ve eserlerini aanlatıyor.O da sanki yıllardır araştırıyormuş da müslüman bunu açıklayınca sevinmiş gibidir.Sanki alnın yer ile buluşması nefsin hastalığından ve sürekli bir sıkıntıdan kurtararak rahata kavuşmuş gibidir.Nefsin bu sıkıntısı tekrar ettikçe alın tekrar yere geliyor ve rahatlık tazeleniyor.O müslüman onu Münih şehrindeki İslam Merkezinde konuşma yaptır ve kendisine İslam’a olan sempatisinin sebebi sorulunca,o da bu tevhide şehadetin etkisini açıklar ve İslam’a girer.

İşte müslüman olduktan sonra Halid Latif Caba adını alan Hindistanlı zengin siyasetçi,yazar Kofhi Lal Caba! Kalbinde parlayan ilk nurun sebebinin namazın görüntüsü olduğunu açıklıyor ve şöyle anlatıyor ”Hindistan’da Müslümanların mescidlerinden birine her uğradığımda kalbimi bu kutsal mekanın azametinin hissiyatı doldururdu.Sürekli şöyle düşünürdüm;müezzin namaz için sesleniyor ve sanki bu nida beni kastediyor!İçimden bir ses şöyle diyordu;Haydi namaza gidelim.Haydi kurtuluşa gidelim.Kalbim mescidde ki müminlerin cemaatine katılmak istiyordu.Bu kuvvetli çağrı öylesine çekiyordu ki,mescide girmemek ve müslümanlarla saf tutmamak için nefsime hakim olamıyordum.Gerçekten de bu isteğe direnecek gücüm yoktu….”

İşte Almanlar arasında hıristiyanlığı yaymakla görevli olan ve kendini Amerikalı Butrus diye adlandıran genç Amerikalı kardeş;Abdussabur Pillar! Allah’ın rahmeti ve lutfu ile bir trafik kazasından kurtulur.Hastaneye kaldırılır ve tam bir sene orada kalır.Bir televizyon satın alarak
odasına koyar. Hidayetinin başlangıcını şöyle anlatır; ”Televizyonda Mekke de namaz kılan müslümanları gördüm.Kral Faysal’ı da namaz kılarken gördüm.Kendi kendime;”İŞTE YOL BUDUR”dedim.Fakat o zamanlar İslam hakkında hiçbirşey bilmiyordum.Bende bu toplulukta kibir olmadığı intibaı uyandı.Çünkü onlar Allah’a secde için alınlarını yere koyuyorlardı.Dedim ki;
”Bu en üstün ibadet yoludur”….

Tayvan dan Çinli kardeş Yung Pencabi müslüman oluşunu şöyle anlatıyor.”Müslümanların Rablerine ibedet usulünü seviyordum.Mescitte cemaat ile namaz kılıyorlar,zillet ve huşu içinde Allah Tebarek ve Teala için secde ediyorlardı.O anda Allah’a ibadette en üstün yolun o olduğunu hissettim…Bu andan beri İslam’ı sevmeye başladım ve onu kendime din olarak kabul ettim.”

Bunlar ve niceleri….Müslüman olmalarına sebep olan şey namazın manasını anlamak olmuş.Bu yazılanlar bizi kıldığımız namazın önemini ne derece hissettiğimizi sorgulamamıza vesile olur inşallah……

www.ihvanlar.net

Yabancılaşma adımları nasıl atıldı?

Bazı bölümlerini okuyacağınız yazıda, dil meselesinin ve hangi vasatlarda halledildiğini göreceksiniz.

İlk kadın millet vekilinin seçilmesi dolayısıyla 1934 yılında Perapalas otelinde bir balo verilmektedir.

<<Sabahın dördüne doğru.Perapalas salonları tam manasıyla neşeyle dolup taşıyordu.Atatürk de bu neşenin içine dalmış eğleniyordu.>>

Dans edip dinlendikleri bir sırada;baş yaver Celal bey’e yine bizim masamızı işaret ederek emirler verdiğini gördüm.Biraz sonra Celal Bey, yanımıza gelerek Atatürk’ün beni istediğini tebliğ etti.Derhal emirlerini yerine getirdim.Beni karşısına oturttu.Konuşmaya başladık.İstiklal Savaşın da ki bir hatırayı kendilerine aktarınca çok memnun oldular.İçki ikram ettiler ve buyurdular ki;
–Binbaşım, yeni askeri terimler ile meşgul oluyormusun?
Meşgul olduğumu arzettim.
–Peki
dediler.
–Öyleyse NEFER den başlayalım.Buna ne diyelim?
O zaman bir tümen komutanının soyadını,bir komutan için pek uygun bulurdum.Bu kelimeden ilham alarak:Sayın Cumhurbaşkanım…Nefere ER demeli…dedim
–Bravo!..Hakikaten Türk askeri erdir.buyurdular.
–Ve şimdi rütbelere geçelim…On başıya ne diyelim?
Efendim on emrin başı ve Türkçe olduğuna göre bunu aynen kabul etmek uygun olur.
–Tamam…Ya çavuşa?
Efendim..Türkiye haritasını incelersek, yüzlerce çavuş köyü görürüz.Ve çavuşluk yanlızca ordumuzda değil, millet arasında ve bilhassa köylerimizde mütena bir vasıftır.
–Çok doğru..Bunu aynen kabul ediyorum.

Başçavuştan sonra MÜLAZIM kelimesine geldi.Atatürk beni zor duruma düşürmeden hemen söze başladı:
-Eski Türk kabilelerinde savaşılırken,en önde giden ve en cesur olan kumandana teğmen derlerdi.
Evet efendim…Bizde en önde giden o cesur mülazıma teğmen demek yerinde olur dedim. Bunun üzerine
–Şu söylediklerimi defterinize not edermisiniz?
Nota başladım.Neferden itibaren her rütbenin eski kullanılan tabirini, yanına Fransızcasını  ve daha sonra da yeni kelimesini yazmaklığımı işaret buyurdular.Konuşmamız devam ediyordu.Sıra (PAŞA-MİRLİVA) ya sıra gelmişti.Atatürk:
–Paşa kelimesinden hiç hoşlanmam ve nefret ederim bu kelimeden…Ağzıma almak istemem….
Medeni dünyanın kullandığı GENERAL kelimesini teklif ettim,derhal kabul ettiler…
(Hava Kuvvetleri Dergisi,Mart 1972 sf.82-83 Sadık Atak:Paşa ve General)

Sömürülmüş ülkeler hariç dünyanın hiç bir devletinde kendi dilini yabancılaştırma çalışmaları yapılmamıştır.Hiçbir devlet tarihini silmek istememiştir. Ancak bizim yüce Vatanımızda bu olmuştur. Yabancılaşma hareketi ile milletimiz kimliğini kaybetmiş ve hala bulamamıştır. Çok vatan sever olduklarını söyleyenler nedense bu gerçeği görmezler.

İşte Dilimizde yapılan yabancılaşma, başkalaşma çalışmalarından sadece bir kaçı….
OSMANLICA
-Âmeli
-Asri
-Aynı
-Bahri Muhit
-Bi taraf
-Ceddani
-Cemiyet
-Destani
-Eda
-Encümen
-Esatir
-Fırka
-Fikir
-Fikri
-Günlük
-Hayatiyat
-Heyet
-His
-İctimai
-İlmi Nücum
-İkitsadi
-İrade
-İzzeti Nefis
-Okuma
-Kaabiliyet
-Maarif
-Mali
-Mantık
-Nazari
-Sanayi
-Sermaye
-Şeref
-Teşrifat
-Umumi Müdür
-Usül
-Uzuv
-Zuhudu Kesire
-Timsal
TÜRKÇE
-Pratik
-Modern
-İdentik
-Okan
-Nötür
-Atayık
-Sosyete
-Epik
-Ton
-Komisyon
-Mit
-Parti
-İde
-İdeal
-Kronik
-Biyoloji
-Kurmay
-Şans
-Sosyal
-Astroloji
-Ekonomik
-Enerji
-Onur
-Lektür
-Kapasite
-Kültür
-Finansal
-Lojik
-Teorik
-Endüstri
-Kapital
-Onur
-Protokol
-Genel Direktör
-Metod
-Organ
-Bolterimli
-Sembol
FRANSIZCA
-Pratique
-Moderne
-İdentique
-Ocèen
-Nötre
-Atavique
-Sociète
-Epique
-Ton
-Commission
-Mythè
-Parti
-İdèa
-İdeal
-Cronik
-Biologie
-Delegate
-Sens
-Social
-Astrologie
-Economique
-Energie
-Honeur
-Lecteur
-Capacite
-Culture
-Financiel
-Logique
-Thereque
-İndüstrie
-Capital
-Honeur
-Protokol
-Directeur General
-Methode
-Organe
-Boliynome
-Symbole

Bu noktada bizim üzerimize büyük vazife düşmektedir. Biz de ana dilimizi araştıralım. Elimizden geldiği kadar yabancı kelimelerden kurtulup Osmanlıcaya yani ana dilimizi,öz Türkçemizi kullanmaya özen gösterelim.
Mesela amca çocukları anlamına gelen kuzen yerine amcazade veya dayızade denilebilir.
Rica ederim demek yerine istirham ederim,
Kayırma yerine iltizam,
Şaşmak-şaşırmak yerine hayret etmek,
Örnek vermek -örneğin yerine misal vermek-misal   vs.. vs…  kullanabiliriz..Siz araştırıp bu çerçeveyi genişletebilirsiniz.Dilimizi ne kadar öz Türkçemiz ile kullanırsak o kadar tarihimize sahip olmuş oluruz…..

www.ihvanlar.net

İslam ülkelerinde yahudi oyunları

DÜNYA HAKİMİYETİ İÇİN BÜTÜN DÜNYA YAHUDİLERİNE VERİLEN TALİMAT
1-Radyo,televizyon,gazete,sinema,mecmua ve kitaplar üzerindeki kontrolünüzü arttırınız.
2-Hukuk,tıp,kimya ve buna benzer bütün tahsillerden Yahudi olmayanları özellikle müslümanları uzak tutunuz.Bilhassa yahudileri bu şubelerde okumaya teşvik ediniz.
3-Gayri yahudilerin mektep ve kolejlerini ihtilal merkezi haline getiriniz.
4-Yahudi olmayan milletlerin peygamberlerini gülünç şekle sokup onları rezil edecek mevzuları icat edip,yahudi olmayanlar arasında tefrka ve nifak çıkarınız.
5-Yahudi olmayanların dini müesseselerini zayıflatıp bizlere karşı da kardeşlik hislerini telkin ediniz.
6-Bizden olmayanların kadın ve çocuklarının ahlakını ifsat ediniz.
7-Değişik insanlar arasında nifak ve mücadele tohumları ekiniz.Irkları birbirine düşman kılınız.
8-Politikacıları satın alıp,hükümetleri çürütünüz.
9-Memleketlere girme imkanını ve kanunlarını kolaylaştırınız.
10-Her vasıtaya müracaat ederek para üzerindeki hakimiyetinizi takviye ediniz.
11-Türlü hile ve desiseler kullanarak işçileri elde tutunuz.Mitingler tertip ediniz,grevler yaptırnız,bu mevzuda hiçbir fedakarlıktan çekinmeyiniz.

MASONLUK VE KOMİNİSTLİĞİN ARKASINDAKİ YÜZ
Aydın tabaka arasında masonluğu,halk tabakası arasında koministliği yaymaya çalışan siyonistlerin dikkat çeken bir başka protokolleri de şöyledir:
1-Genç nesilleri değişik ahlaklarla ifsat ediniz.
2-Aile hayatını yıkmalı
3-İnsanları kötülükleriyle tahakküm altına almalı onlara şantaj yapmalı.
4-Sanat bahanesiyle edebiyatı mestehcen şehevi kalıba dökmeli.
5-Mukeddesata hürmeti tahrip etmeli.Hürmetle anılan insanlar hakkında rezilane vakalar uydurarak onların itibarlarını kırmalı.
6-Son derece lüks hayatı,baş döndürücü modaları,çılgınca olan israfı teşvik etmeli,basit şeylerden zevk alma özelliğini derece derece artadan kaldırmalı.
7-İnsanların dikkatlerini avam eğlenceler,oyunlar,haddi aşan spor eğlenceleriyle oyalamalı,bu gibi şeylerle halkı meşgul ederek düşünmekten alıkoymalı.
8-Uyuşturucu yaygınlaştırılıp vücutlar onun zehriyle tahrip edilmeli.
9-Hayat pahalılığı karşısında işçilerin menfaatine olmayacak şekilde meeşlerı artırılmalı
10-Milletler arasında ihtilaf,kin ve nefreti körükleyerek,silah miktarı artırılmalı.

İNGİLİZ MİSYONERİ ZEVİMER NE DİYOR?
”Bir bardak içki ve bir çıplak dansözün Muhammed’in dinine uyanlarda yapacağı tahribatı,bin tane top yapamaz.O halde Müslümanları içki ve şehvet bataklığında boğmaya çalışınız”

24.03.2016

Benim adım televizyon


Hezeyan kusarım ton ton
Benim adım televizyon
Çalışmaya veririm son
Benim adım televizyon

Cami cemaat beş on
Benimki binkere milyon
Dinli dinsiz laik mason
Benim adım televizyon

Yatsı namazın kıldırtmam
Sabah namazına kaldırtmam
Söylenenlere aldırmam
Benim adım televizyon

Zorla her eve girerim
Ev sahibine söverim
Gafilleri pek severim
Benim adım televizyon

Namazlarda vesveseyim
Ehl-i dünyaya neşeyim
Sevincimden dört köşeyim
Benim adım televizyon

Bana bakan gözler yandı
Yalanıma herkes kandı
Ne söylemişsem inandı
Benim adım televizyon

Öldürücü bir ağıyım
Nefsin keskin bıçağıyım
Kör şeytanın çırağıyım
Benim adım televizyon

Yıktım utanma hissini
Yaptım her şeyin tersini
Bozdum müslüman neslini
Benim adım televizyon

Rahmet değilim lanetim
Aslında ben bir aletim
Vardır kasıtlı gayretim
Benim adım televizyon

Geyik gibi boynuzum var
Paylaşacak kozum var
Namusunuzda gözüm var
Benim adım televizyon

Mana kayboldu tozumda
Kalpler kavruldu tuzumda
Dünya benim boynuzumda
Benim adım televizyon

Ben var isem olmaz sohbet
O semte uğramaz rahmet
Kin, ihtiras, fitne, dehşet
Benim adım televizyon

Her yere akın ederim
Uzağı yakın ederim
Sade bana bakın derim
Benim adım televizyon

Herkes bir bahane bulur
Yolları bana doğrulur
Nifak mayamla yoğrulur
Benim adım televizyon

Beni reddetti sofular
Sonunda teslim oldular
Karşı koyamaz oldular
Benim adım televizyon

Işık değilim aynayım
Ben hep güçlüden yanayım
Rolümü iyi oynarm
Benim adım televizyon

Daim uzağımdır haktan
Kumandalıyım uzaktan
Bakan kurtulmaz tuzaktan
Benim adım televizyon

Ben deccalin düdüğüyüm
Sam amcanın zübüğüyüm
Şeytanların büyüğüyüm
Benim adım televizyon

Âlâları ettim denî
Unutturdum sana seni
Şimdi tanıdınmı beni
Benim adım televizyon

İstiklal mahkemeleri bahane, gönül sallandırmak istiyor!

Tarih: 2 Ekim 1920,
15 Kasım 1920
43 günlük bir tarihin anatomisi.

1920 şu demektir; Türkiye’de hilafette vardır, saltanatta vardır.1920 tarihinde Konya’nın Kapu Camiisin’de Bozkırın merkez camiisinde bir gurup insan yürüyüş yapmıştır.Demiştir ki;”Ey Ankara hükümeti! Biz gelecekte makamı hilafete karşı bir süikast sezintisi içerisindeyiz.Hatta saltanatın kaldırılıp, hilafetin yok edilip başka şeylerin gelişeceği endişesi içerisindeyiz.Onun için ahkamı şeriyye ye ve makamı hilafete hakkıyla bağlanmanızı istiyoruz’‘ diyerek 20 yılında yürüyüş yapmışlardır.O zaman normal bir hadise…

Kazım Karabekir Paşa Hazretlerine 1921 yılında Kadı Rağıp efendi geliyor.Diyor ki  ”bak evlat, seni ben yetiştirdim.Gel bakalım.Ben korkular seziyorum.Çabuk yaz bakalım, bir telgrafla meclise yaz.Meclisin 1 numaralı adamına yaz.1-Saltanat kaldırılacak mı?, 2-Cumhuriyet kurulacak mı?, 3-Hilafeti yok edecekmisin?

El cevap:Kazım Karabekir Hazretlerine..Uzun bir girişten sonra ”hiç merak etmeyin, Kadı Rağıp efendinin sorduğu bu üç suale de çok açık cevap veriyorum.1-Saltanat kaldırılmayacak, 2-Cumhuriyet’in kurulması hiç mümkün değildir, 3-Hele hele islamın en ali makamı olan hilafetin kaldırılması mümkün değildir.Bunların hepsi bir fikri mahsusa-i vehimden ibarettir.Hüsnü kuruntudan ibarettir.Sakın ha siz endişeye kapılmayın”

Konya’lı bunun en ufağını söylemiş.Öylemi…Bak Konya’lının başına gelene!

TBMM Arşivi Konya İstiklal Mahkemeleri T2 dosya no:274 Karar defteri 4,2 Taksim B Karar No:276

Onlarca ulema , binlerce müslüman, on binlerce Konya’nın Hadim’den Ermene’ğine, en önemlisi Bozkır’ından insanlar İsmet Paşa’nın bir şifre telgrafıyla demiştir ki;
”Bütün bir Konya bölgesi irticaya müsait bir bölge olduğundan, gericiliğe müsait bir zemin oluşturduğundan Konya halkının bütünüyle tutuklanmasına…” Dünyanın yüzkarası tlgrafıdır bu.

Bir Kominist Allah’sızın kitabından okuyorum diyor ki:”Yazık oldu Konyalılara, (20 yıllarındaki nüfusunu düşünün)  bir tek Bozkır’da 780 kişi idam edildi” diyor.

TBMM Arşivi Konya İstiklal Mahkemeleri T14 No5 Zarf48

Bozkırın nufusu o tarihte köyleriyle birlikte bütün erkeklerinin idam edildiğini gösterir.Konya merkezinde 2300 kişi anında tutuklanmış, 805 kişi 3 gün içerisinde sırayla idam edilmiştir.1495 kişide tutuklamarla kürek, kala, bende ve ömür boyu gibi çeşitli cezalar ile cezalandırılmıştır.
Suçu ne? Yav daha makamı hilafet var.Bu adam hilafet istedi diye niye hapse atıyorsun?

Herşey bahaneydi…

”Çay kahve bahane, gönül sohbet ister” diyor ya şair..İstiklal mahkemeleri bahaneydi, gönül müslüman idam edilmesini istiyordu.

Yer yine KONYA, 15 Kasım 1920

Bir adet istiklal mahkemesi görevini tutukluların çokluğundan yapamadığı için o bölgenin komutanı İsmet Paşa’ya  haber gönderir, İstiklal mehkemesi yetmiyor diye.4 tane istiklal mehkemesi daha gönderir.
Harp divanı denilen yerler vardı.Yargılamasız idam eden mahkemeler…Adam hukukçu değil, ”gel bakalım sakallısın, sarıklısın, şalvarlısın” gereği düşünüldü idam…
O istiklal mahkemeleri de yetmedi.10 tane de HARP DİVANI gönderildi.Gönül müslüman öldürmek istiyordu…

İstiklal Mahkemeleri 1928 yılında bitmiştir. 8 yıl aralıksız hizmet veren İstiklal mahkemesinin Başkanı Kel Ali, yaptığı basın toplantısında diyor ki; biz 8 yılda sadece ve sadece 2875 kişiyi idam ettik.” Bu resmi rakam.Şimdi 2875 kişiyi duyunca içleriniz ürperiyor.

Adamların resmi rakamı bu.Ben gerçek rakamı söyleyeceğim şimdi size.Onlardan sadece 1 cellatın hatırasını naklediyorum. Cellat KARA ALİ…
1928 yılında ”son tevrat” gazetesinde yayınladığı hatıralarında diyor ki ”bizim patronlar yalan söylüyor.O kadar cellatın içinde sadece benim CELLAT KARA ALİ olarak idam ettiklerimin sayısı” sıkı durun üstelik hepsi alimdi, hepsi sakallıydı, şalvarlı ve cübbeliydi.
”Sadece benim sallandırdığım kişi sayısı 5216 dır” diyor.
Bu kadar dedemiz, efendimiz, seyyidimiz, hocalarımız idam edilmiştir.  H.H.C.

İşte bir ülke gerçeği….

Kurtuluş savaşın da, çanakkale savaşın da canını malını feda etmiş, evlatlarını feda etmiş olan dedem savaştan döndüğü zaman başına neyin geleceğinden habersizdi.Vatan kurtulmuştu ama….Milleti cihad için coşturan, küffara karşı gayrete getiren ve ilk kurşunu kendi sıkan dedem, hocam, şimdi idam sehpasındaydı ve son nefesini veriyordu…
Her ne kadar ölüm emrini Kel Ali’ler veriyor olsa da aslında paşa ve büyük komutan olarak tanıtılan insanlar imzalamıştı idam fermanını.Hem de mahkemeler kurulmadan çoook önce…Ne acıklı bir tablo…

İdama giden dedem öleceğine üzülmemişti belki… Onları üzen ”biz de müslümanız”diyenler tarafından öldürülmeleriydi.
Benim dedem ”Müslümanı müslümana mı kırdıracağız” diyerek ayaklanma çıkarmayacak kadar medeni ve insani idi.
Devlet düşmanlarına bile idamı çağdışı gören bir zihniyet acaba vatan aşkı ile yanan, saf ve temiz bir neslin, hunharca ve katledilmesine ne derece tepki gösterebilir…

NE ZORLUKLARLA KURULDU…
Şimdi düşünüyoruz, acaba cumhuriyetin kurulmasından bahsedenler, ”ne zorluklar ile kuruldu” derken bunu mu kastediyorlar?Yani bir cellada düşen 5216 kişinin idam edilmesinin, sayının çok olması sebebiyle verdiği zorluğu ve sıkıntısını mı hatırlatıyorlar? Bilemiyoruz….

www.ihvanlar.net